Ben Gebze Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik son sınıf öğrencisiyim. Kristof Colomb’un yepyeni bir kıta keşfettiği anda ki heyecanı, Thomas Edison’un ampulü bulduğu ana kadar ki gösterdiği sabrı, Albert Einstein’nın evreni anlamamıza yönelik yaptığı yorumları ve İbn-i Sina’nın bilime getirdiği felsefik bakış açıları ışığında, bilim alanında yolunu çizmek ve hayatı boyunca büyük bir zevkle bilim yapmak isteyen gençlerden biriyim.

Bu yolculuğa Konya’nın Dedemli denilen küçük bir kasabasında başladım. Ailemin yaşadığı maddi imkansızlıklardan dolayı okumak için büyük bir gayret sarfetmek zorunda kaldım. Köy okulunda olmama rağmen her şeyi araştırıp öğrenebilmek için çok çalıştım ve bir gün çalışmalarım meyvelerini vererek bana lise ve üniversite hayatımda yeni kapılar açtı. Sürekli soru soran, merak eden, araştıran ve değişimlere açık bir insan olduğum için çok geniş bir alanı kapsayan ve bilgilerin sürekli geliştiği bir bölüm seçtim, ‘Moleküler Biyoloji ve Genetik’. Bölüme başladıktan sonra Akdeniz Üniversitesi “Histoloji-Embriyoloji”, Ankara Biyoteknoloji Enstitüsü “Mikrobiyoloji” ve İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi “Gelişim Biyolojisi” bölümlerinde stajlar yaptım. Bu stajlar sayesinde hiç bilmediğim bu şehirlerde nasıl yaşamam gerektiğini, kültürlerini, insanlarını ve en önemlisi de çalıştığım alanla alakalı her şeyi öğrenme imkanı buldum. Daha sonrasında farkettim ki benim bilimde sorulan ilginç soruları öğrenebilmem ve yeni vizyonlar edinebilmem için yurt dışına çıkmam gerekiyor. Hayal kurarak işe başladım çünkü biliyordum tek ihtiyacım olan şey umuttu ve bununla birlikte Amerika da staj yapmaya karar verdim. Bu hayalimi arkadaşlarımla paylaştığım da arkadaşlarımın bana söyledikleri sözü hiç unutmuyorum “Sen Sabancı torunumu sandın kendini, nasıl gideceksin!”. Evet Sabancı torunu değildim ama Amerika’ya gitmeyi onların torunlarından daha çok istediğim kesindi. Amerika’da Northwestern Üniversitesi’nden kabul alır almaz hemen kolları sıvadım ve maddi destek için aklıma gelen tüm firmalara ve vakıflara yüzlerce mail attım. Kiminin direkt kapısını çaldım, üniversitemin rektörlüğüne çıktım… Bu sırada Linkedin’de Ahu (Serter) Hanım’ın bazı paylaşımlarını gördüm. Arya Etkinliklerini, kuruluş amacını kısacası hakkında ki tüm bilgileri okuduktan sonra Ahu Hanım’a Linkedin’den mesaj atmaya karar verdim. Çoğumuz Linkedin mesajını nasıl görecek bir de cevap mı verecek diye düşünebiliriz. Ama ben aksine tüm yolları denemekte oldukça inatçı bir insanımdır. Ahu Hanım birkaç gün sonra yazdığım mesajı gördü ve mail adresini vererek bana bir şans tanıdı. Daha sonra mailleşmeye başladığımızda hiçbir şeyin imkansız olmadığını daha iyi anlamaya başladım. Bilet alacak bile param yokken Ahu Hanım’la tanışmamla birlikte kapılar yavaş yavaş aralanmaya ve hayatıma parlak bir ışık sızmaya başlamıştı. Çok önemli bir şeyi fark ettim asıl önemli olan yapılan maddi yardım ya da sağlanan network değildi, asıl önemli olan şey umut etmekti, Arya bana öyle bir umut vermişti ki…ben bu süreçte o umuda sarılmıştım.

Yurt dışında da fon için birçok insana ulaştım, çektiğim her sıkıntıda Arya’nın hayatıma yaptığı dokunuşu hatırlayarak kendime şunu söyledim “Ayağa kalk ve vazgeçme! Onlar sana inandı sen de kendine inan!” Vazgeçmedim ve Amerika’da 3.5 aylık harika bir staj dönemi geçirdim. ALS ve Alzheimer hastalıkları üzerinde harika 2 çalışmada çalışma fırsatı yakaladım. Hem akademik hem de kültürel anlamda kendime çok şey kattım. Hayal ettiğim ve umutlarıma sarıldığım için, kendi inandığım şeye başkalarını da inandırabildiğim için başarmıştım.

Arya benim umudum oldu şimdi sıra artık benim, ben de başka gençlerin umudu olabilmek için yeni bir yola çıkıyorum. Gençlerin hayatlarına ışık tutmak için elimden geleni yapacağım ve inanıyorum ki bir gün bu ışıklar dünyanın dört bir yanını saracak ve bu aydın bireyler bizim geleceğimiz olacak.

Esra ÖZALTIN