Bir Bakış: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

İnsanlığın her alanda ilerleyişinin sonsuz olduğu dünyada, bu ilerleyişin ortakları olan kadın ve azınlık grupların görmezden gelinmesi, başarının ve kazançların egemen eril gruplara mâl edilmesine haklı bir başkaldırı hâli,  beraberinde  eşitlik arzusu ve talebini getirmiştir.

Eşitliğin sağlanması ise cinsiyetlere biçilen toplumsal  görevlerin, rollerin değiştirilmesi ve eşitliğin herkes için aynı seviyede karşılık bulmasını gerekli kılmaktadır.

İşte bu noktada “Toplumsal cinsiyet eşitliği(gender equality)” kavramı ve üzerinde uzlaşıp gerekliliklerini sağlama düşüncesi,  21. yüzyılda  uluslararası bir kavram olarak, çağın değişmesi ve dünyanın dönüşmesi sonucu normlar ile gerçeklerin çatışmasıyla ortaya çıkmıştır.

Toplumsal cinsiyet, bireylerin dönemin geleneksel kalıplarına bağlı olarak toplumca biçilen görevleri, rolleri, davranış yükümlülüklerini yerine getirmeleri beklentisi olarak karşımıza çıkıyor. Cinsiyet kimliklerine göre yapılan görev dağılımları, yapılan görev dağılımları sonucu kişilerin konumlarını yerleşen bir alışkanlıkla sessiz kabul hali, bireylerin varlıklarını kalıplar olmaksızın gerçekleştirmesini tabii ki imkansız kılıyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ise bireylerin geleneksel kabullere karşı kısıtlamaksızın toplumda yer bulduğu,  bu durumun sağlanmasını engelleyecek politik ve toplumsal ketlerin ortadan kaldırılması savunusu olarak karşılık buluyor.

Belirtmeli ki bu kavramın hayatımıza girmesinde kadın ve feminist hareketlerinin ısrarının önemi elbette  büyük.

Toplumsal cinsiyet zaman içinde değişip dönüşen ve farklı cinsel kimlikleri kapsayan bir kavramdır. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliği  talebini sadece kadın ve erkek bireyler üzerinden anlamlandırmaya çalışmak eksik ve yanlıştır.

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunusu; toplumdaki dezavantajlı cinsiyet gruplarının  sadece ayrı cinsiyet kimlikleri dolayısıyla işte, evde, sosyal hayatta karşılaştıkları her türlü haksız eşitsizliğin ortadan kaldırılmasına ilişkin bir taleptir.

Toplumsal cinsiyet eşitliği savunusu,  her şeye ilişkin ve tüm alanlarda, bireylere aynı fırsat eşitliğinin sağlanmasını öngörmektedir. Belirli iş gruplarının belirli cinsiyet gruplarının tekelinde olmasını,  aynı işi yapan insanların eşit olmayan maaşlar almasını, bir işin yapabilirlik kapasitesinin cinsiyet grubuna göre değerlendirilmesini reddeder. Ve hayır, bu haklı istek herkesin aynı kabul edilmesine değil; herkesin aynı değerlendirilmesi temeline dayanıyor.

Elbette kadınlar erkeklerden, diğer cinsiyet grupları birbirinden farklı. Toplumsal cinsiyet eşitliği bu farklılıkların korunarak; bireylerin varlıklarının, yaptıkları işlerin, bulundukları konumların, toplumdaki yerlerinin(…) eşit olarak değerlendirilmesi gerekliliğini vurguluyor.

Tüm bunlara binaen toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama, egemen olan ataerkil yapıdan dolayı özellikle  kadınlar ve azınlık cinsiyet kimliklerinin  görünürlüğü ile söz hakkının her alanda artırılması,  politik düzenlemelerin yapılmasının aşikar gerekliliği dışında, her alanda bu eşitliği talep etmenin normalleştirilmesi ile gelişebilecek ve ilerleyebilecek bir süreçtir.

Bu süreç, kullandığımız cinsiyetçi dilin değişmesi ile başlayıp kadın erkek fark etmeksizin bizlere biçilen rol, görev ve beklentileri reddetmekle, dezavantajlı grupların liderlik ve karar alma mekanizmalarına katılımının güvence altına alınmasıyla gerçekleşecektir.

Bunun sağlanması  ise toplumdaki her ferdin derdi olmalıdır zira eşitliği talep ettikçe özgürleşecek, özgürleştikçe ötekileştirilen herkes için eşitliği sağlayacağız. İnsan olmanın ayırıcılığının özgür olmaktan geçtiğini unutmayan herkese hatırlatmakta fayda var: Hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz.

 

 

Dilara Aslan-Arya Genç Üyesi

 

 

 

 

Bir cevap yazın