Şirketlerde Sürdürülebilirlik ve Hukuk

Şirketlerde Sürdürülebilirlik ve Hukuk

Şirketlerde Sürdürülebilirlik ve Hukuk

Günümüzde şirketlerin dikkate almaları gereken konular ve şirketlerden beklentiler geçmiş ile karşılaştırıldığında her zamankinden daha çok artıyor ve çeşitleniyor. Özellikle her alanda yaşanan değişimlerin hızı, şirketler için bir yandan birçok yeni fırsat yaratırken bir o kadar da yönetilmesi gereken riskler ortaya çıkarmaktadır. Bu şartlarda sürdürülebilir yapılar kurmak ve işletmek her zamankinden daha büyük önem taşır hale gelmiştir.

Bu bağlamda kurumsal yönetim, şeffaflık, hukuki uyumluluk, çevresel faktörlere gösterilen hassasiyet, kişi hak ve özgürlükleri, eşitlik gibi kavramlara ve bunların şirket kurum kültür ve uygulamalarına adaptasyonunu daha fazla ihtiyaç olarak görür ve üzerine çalışır olduk.

Nitekim gelinen nokta hukukçuların geleneksel rollerini değiştirmiş ve artık iş süreçlerine katkı veren, değişim yönetimine doğrudan katılan ve değer yaratması beklenen bir pozisyon haline gelmiştir. Elbette ki sürdürülür bu yapıların kurulması için hukukçulardan öncelikli olarak beklenen de şirketin amaçlarını, ticari dinamiklerini ve hedeflerini iyi anlamasıdır. Zira bu yetkinlikteki hukukçulardan beklenen, şirketler için fırsatların yakalanmasına katkı sağlamaları ve risklerin bertaraf edilmesinde aktif rol almalarıdır.

Geleneksel olarak hukuk hizmeti dendiğinde akla ilk gelen ihtilaflar olur. Ancak sürdürülebilirliğin sağlanması için hukukçunun öncelikli olarak önleyici bir yaklaşım benimsenmesi gerekir. Davalar birçok açıdan işletmeler için çok önemli olduğu halde bazı hallerde ve alanlarda maalesef hafife alınmaktadır. Aslında niteliğine ve değerine bakılmaksızın, davalar, ticari işletmeler için çok büyük maliyet kalemleridir. Söz konusu maliyet yalnızca ekonomik maliyetler olmayıp aynı zamanda her zaman ölçülemeyen ve çoğu zaman ön görülemeyen birçok dolaylı maliyetler de doğurur. Dolayısıyla sürdürülebilirliğin de sağlanması bakımından iyi bir hukuk hizmeti dava aşamasına gelmemek için yapılması gerekenleri sağlayan, koruyucu ve riskleri en aza indiren bir yaklaşımda olmalıdır.

İşletmeler için ihtilafın doğabileceği alanlar ve muhatap olunan tarafların sayısı çoktur ve hızla da artmakta ve değişmektedir. Bu bağlamda ortaklıklar, ortak girişimler, iş birlikleri, müşteri ve tedarikçiler gibi farklı konularda sözleşme ilişkisi içinde olunan taraflar ile şirketin uzun süreli, amaca hizmet edecek, tüm paydaşların çıkarlarının dengeli şekilde korunduğu, adil ve dengeli yapılar kurulması sürdürülebilirlik bakımından büyük önem taşır.  Bu da söz konusu adalet dengesinin kurulduğu ve amaçların taraflar ve gereklilikler bakımından doğru şekilde yansıtıldığı hukuki metinler ile mümkün olabilir.  Bu metinlerin hazırlanmasında olası risklerin, hızla değişen şartların doğuracağı muhtemel ihtilafların ön görülüp ve düzenler şekilde hazırlanması sürdürülebilirlik yaklaşımını benimseyen iyi bir hukuk hizmeti ile söz konusu olabilir.

Günümüzde artık yalnızca ürün ve kalitesinin tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda hizmetin, sunulan çözümün, sosyal, toplumsal ve çevresel alanlarda yaratılan değerin ön planda olduğu bir yaklaşım söz konusudur. Şirketlerin sürdürülebilirlik bakımından çevrenin korunması, şirket içi insan kaynakları yönetim kültürü, işçi hakları, insan hakları, toplumsal adalet ve eşitlik gibi konulardaki yaklaşımı ve bu alanlarda yarattığı değerler tüketici veya müşteri nazarında fark yaratmaktadır.

Hızlı değişimden nasibini alan tüm şirketler için bu dönemde sürdürülebilirliğin sağlanması bakımından en önemli konu başlıklarında biri de itibar yönetimidir. Toplumsal adalet, çevre koruma gibi alanlarda kabul görmeyen davranış veya tarafı olunan hukuki ihtilaflar şirketlere ilişkin algıyı etkilemektedir. Çalışanlara etik olmayan yaklaşımlar, insan kaynakları yönetim yaklaşımı eleştirilen ve birçok davaya konu olmuş şirketler veya veri sorumlusu olduğu kişisel verileri gerektiği gibi koruyamayan ve bu anlamda ihlale konu olan şirketlerin itibar kaybı önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle tüm bu alanlarda hukuka uygun doğru yapıların kurulması ve işletilmesi, bu alanlarda davalardan kaçınılması önemlidir. Şirketlerin itibar yönetiminin bu denli önemli olduğu günümüzde hukuki uyumluluk süreçlerinin kurulması ve davaların minimuma indirildiği şekilde işletilmesi şirketlerin menfaatinedir.  Ayrıca unutulmamalıdır ki, iletişim ve etkileşimin çok kolay ve hızlı olduğu, dijital ve sosyal mecraların yaygınlığının ve etkisinin hızla arttığı bir dönemdeyiz. Bir dava veya ihlalin sonucunun olası ekonomik maliyetinden daha geniş çerçevede etkileri olacağını öngörmek, buna ilişkin bilgilendirmeleri yapmak ve gerekli uyum süreçlerini gündeme getirmek, sürdürülebilirlik ve değişim yönetimi süreçlerindeki hukukçunun rolünün önemini ortaya koymaktadır.

Dijital dönüşüm ve teknolojik hızlı gelişiminin etkilerinin şirketler özelinde değerlendirilmesi, şirket stratejisinin oluşturulması ve operasyonel süreçlerin belirlenmesinde entegre bir düşünce yapısının benimsenmesi gerekir. Ancak bu şekilde riskler azaltılabilir. Hukukçunun farklı konu ve sektörlerin tabi oldukları farklı hukuki düzenlemeleri bütüncül bir yaklaşım ile ele alabilme yetkinliğinin olması, bu zamanın ve sürdürülebilirliğin kaçınılmaz ihtiyacıdır.

Sürdürülebilirlik stratejisi oluşturmak, kurumsal yönetim süreçlerini buna uyarlamak, operasyonel yapısını bu farkındalık seviyesini koruyacak şekilde uygulamalar ile desteklemek, dijitalleşmenin getirdiği fırsatları kaçırmazken beraberinde gelen riskleri ön görerek gerekli önlemleri almak, tabi olunan tüm hukuki düzenleme ve uygulamalara uyum süreçlerini tamamlamak ve uyumluluk halinin devamlılığının sağlanması için şirket içi uygulama ve eğitim planlamaları yapmak artık şirketlerin olağan yükümlülüklerindendir. Tüm bunların sağlanması ve devamlılığı için bu alanlarda yetkin hukukçuların karar aşaması dahil olmak üzere süreçlerin içinde olması gerekmektedir.

Şirket kurumsal yapılanması, ürün veya hizmet, pazarlama süreçleri ve işleyişi, operasyonel süreçler, satış kanalları, ortaklar, müşteri, tedarikçiler gibi paydaşlar ile ilişkiler, kamu ile ilişkiler, satış sonrası hizmetler gibi en temel başlıkların her biri kendi içinde başlı başına ve kesişen farklı hukuki dinamikler içerir ve düzenlemelere tabidir. Tüm bu süreçlerin ve operasyonel birimlerin hukuki uyum, değişim yönetimi ve sürdürülebilirlik bakımından ortak bir paydası bulunur. Değişim yönetimi ve hukuki uyumluluk sorumluluğu alan hukukçuların tüm bu birimler ile ortak hareket etmesi beklenmektedir.

Sonuç olarak her ne kadar sürdürülebilirlik konuları hukukun geleneksel konuları arasında görülmese de sürdürülebilir büyüme için stratejinin hazırlanması, uyumluluğun sağlanması ve devamlılığı için hukukçuların mümkün olan en erken aşamada bu süreçlere dahil edilmesi kurumun uzun vadeli çıkarları ve risk yönetimi bakımından büyük önem taşımaktadır. Hukuki uyumluluk bakımından gözetim, uyumlanma yönetimi, risk yönetimi ve koruyucu uygulamalar oluşturulması, alternatif ve geleneksel ihtilaf çözümü uygulamaları sunması, teknoloji etkileri ve bu yeniliklerin ortaya çıkardığı yeni ihtiyaç ve risklerin öngörülmesi ve pozisyon alınması hukukçuların yer alması ve değer yaratması beklenen yeni dönem konulardır.