Hiçbir Şeye Yetişememek

Son zamanlarda insanların zamanı yetiremediklerine ve tükendiklerine yönelik oldukça sık söylemler duymaya başladım. Bunun beraberinde günümüzde zamanı etkili kullanmanın yolu başlıklı eğitimlerin, bu konu özelinde çeşitli Instagram gönderilerinin ve blog yazılarının insanların ihtiyaç duyduğu içerikler haline gelmeye başlaması beni bu konuda düşünmeye sevk etti. Bunun üzerine düşünmeye başladığımda aslında uzun zamandır aklımda dönen; “Amacım ne?” sorusu ile sanki bu iki konuyu birlikte ele almanın daha doğru olacağı düşüncesine vardım.

Hep bir koşuşturma içerisindeyiz ve zamanı doğru kullanmaya gün geçtikçe daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Günümüz sürat çağında ulaşılabilirliğimiz bu kadar hızlıyken ve zamandan artırmaya bu kadar yakınken sizce neden tam aksini yaşıyor ve zamanımızı yeterli bulmuyoruz?

Aslında cevap basit; bir şeylere ulaşım hızımız arttıkça tüketim hızımızda bunun beraberinde orantılı olarak artış gösteriyor. Tüketim, insan psikolojisinde sonu olmayan ve gittikçe artış gösteren bir eylem dizini olarak adlandırılabilir.

Sonuç olarak; iletişim, bilgi, sosyalleşmek, alışveriş gibi bir dizi eylemin hızla elde edilmesiyle birlikte içimizde daha fazlasını gerçekleştirme isteği uyanıyor. Buna ek olarak bu hızlı akış içerisinde gereksiz etkileşimleri elimine etmek hayatımızda gittikçe çoğalan girdiler sebebiyle oldukça zor bir hale geliyor. Elimine edemediğimiz gereksiz etkileşimlerin yanında doyumsuzluğun ve her şeyle uğraşmak istemenin sonucu olarak, baş edemediğimiz ve bazen sıkışık hissettiğimiz anlar yaşamamız kaçınılmaz hale geliyor.

Z kuşağında yer alan ve henüz öğrencilik hayatı son bulmamış biri olarak çevremi gözlemlediğimde; bizlerin okula gitmek, sosyal iletişim başarısına sahip olmak, gündemi takip etmek, sosyal medyada belirli bir varlık gösterme gibi edinmeyi seçtiğimiz bazı sorumluluklarımız var. Fakat insan yapısı bu kadar karmaşıklığı kaldırabilecek şekilde yaratılmamıştır aslında. Halbuki bunların bu kadar karmaşık olmasına da hiç gerek yok.

Hayatınızda normalde yapılması gereken sorumluluklarınıza ek olarak, teknolojik çağın getirmiş olduğu ve bir noktada kendinizi gerçekleştirmeye zorunlu hissettiğiniz bazı sorumlulukların olduğunu hiç düşündünüz mü?

Hayatımıza bilinçsizce aldığımız her yeni bir sorumluluk farklı bir odak istiyor. Bahsettiğim sürat çağında olan bizler edindiğimiz her bir sorumluluğa aynı anda odaklanmaya çalışıyoruz. Nitekim sonuç bizi tükenmişliğe, başarısız hissetmeye, zamanı yetiştirememe gibi sorunlara götürüyor.

Hayatlarımızda zamanı yetirememe problemi başka neden kaynaklanıyor olabilir diye biraz daha düşündüğümde cevabın tatminsizlik olduğunu fark ettim. Bizler hayatın akışında yön verebildiğimiz kadarıyla kendi gemimize yön vermeye çalışarak ilerliyoruz. Fakat makro sistemin getirisi olarak yön verme yetimiz ana akışa karşı çok güçlü değil ne yazık ki.

Yani gözlerimizi açtığımız, büyürken farkında olmadan mecbur bırakıldığımız, düşüncelerimiz seyir halindeyken ve gelişerek devam ederken dış etkenlerin etki etmesiyle asıl olanı, yani kendimizi, arka planda bırakıp yine sistemin bizlerin zevkine göre var ettiği playlisti dinleyerek yol alıyoruz. Bu şekilde ilerleyen hayatlarımızda yaşımız 30 oluveriyor ve bizler bunca yılın neye, neden, niçin harcandığını bazen hiç anlamlandıramıyoruz.

Kendi kıyılarımızdan çok uzaklaştığımıza ve başarılarımızın bizleri bir noktada artık tatmin etmediğine tanık oluyoruz. Tam o anda sendeleyip “O zaman sıradaki zorluğu aşarım ve bir sonraki başarıda çok mutlu olurum.” gibi bir motivasyonla yine hiç bitmeyecek bir tatminsizlik yolculuğuna çıkıyoruz.

Bu yolda haz duymak için harcadığımız zaman, haz duyduğumuz zamandan daha fazla oluyor ve insanlar için anlamını yitirir hale geliyor. Yani bana kalırsa, zamanı yetiştiremeyen insanların bu problemi yaşamalarının kök nedeni, bilinçsiz amaçlanmalar. Bilinçsiz amaçlanmalar konusunda yine kendim ve çevremi gözlemlediğimde fark ettiğim şey şu; bir yere kadar zaten sürüklenerek geliyoruz. Sonrasında ise hayata bir anlam yükleme noktasında, sorgulamalarımız kadarıyla hayat amacımıza yaklaşabiliyoruz. Fakat sorgulamaya karşı olarak geliştirilen ve otomatikleşen bir sistem içerisinde, sürat çağında, sistemin bizleri yönlendirdiği sınırlar içerisinde hayatlarımıza devam ediyoruz.

 

“Hayatım oldukça dengeli gidiyor.” diyen insanların bir o kadar azınlıkta olmasına karşın farkındalıklarının ve ne yapmak istediklerinin sonucunda belirledikleri rota doğrultusunda fazlaca yol aldıklarını söyleyebilirim.

Edinilen herhangi bir amaca ulaşmak yolunda seçilen sorumlulukları yerine getirebilmek için belli bir köklenme süreci yaşanıyor. Bu olgunlaşma sürecini yaşayıp emin adımlarla ilerleyen insanlar, bir süre sonra mutlu olma hissinin farkına varıyor. Mutlu olmanın da tüm bu sorumluluklar içerisinde zamanı bir şeyler yapma uğruna harcayarak elde etmek olmadığını, var olduğu kişiyle, sahip oldukları ve olmadıklarıyla kabulleniş içinde yaşayabildikleri zaman tadabildikleri bir duygu olduğunu öğreniyorlar.

Zamanı yetirememe problemi yaşıyorsak ve rahatsız olduğumuzun farkında olabiliyorsak bunun belki de bizler için birer işaret olduğunu düşünmeli ve bunun neden kaynaklandığına yönelik bir düşünce içine girmeliyiz diye düşünüyorum. Unutmayalım ki neden sorusu hayatımızın en basit ve en önemli sorusudur.

Peki sen neden bu yazıyı okudun?

Hatice Hilal Kesen – Arya Genç Üyesi

 

Bir cevap yazın