Öğrenilmiş Çaresizliğin Bilincinde Olmak

Hepimiz zaman zaman yapmak istediğimiz şeyleri yapamadığımızı, elde etmek istediğimiz şeylere ulaşamadığımızı deneyimlemişizdir. Bazen çalıştığımız işte, tamamlamamız gereken bir projede, bazen de sadece ilişkilerimizde başarmayı ne kadar çok istesek de sürekli başarısızlıktan başka bir şey elde edemediğimiz zamanlar olmuştur. Tabi dünyadaki herkesin, her şeye yeteneği olacağını söyleyemeyiz. Fakat birkaç başarısızlıktan sonra yapamayacağımıza karar verdiğimiz durumları bir düşünelim. Şartlar ve o anki durumumuz nasıldı? Acaba yeteneksizliğimiz başarısızlığımıza sebep olan tek faktör müydü? O gün rüzgar tersten esmiş olamaz mı? Ya da belki hava kapalıydı?

Tabi ki de bunlar başarısızlığımız için birer bahane olamaz. Tıpkı bu etkenler gibi, yeteneksiz olmamız da başarısız olmamızın tek sebebi olamaz. Başarısızlığımıza sebep olan bireysel ya da çevresel faktörleri, eksikliklerimizi ve daha birçok etmeni düşündükten sonra, daha önce başarısız olduğumuz bir konu ile ilgili tekrar harekete geçmemiz için tek bir şey kalıyor. Başarabileceğimize kendimizi inandırmamız. Pes etmeden hedeflerimize yürüdüğümüz kariyer yolculuklarımızda başarısızlığa uğradığımız zaman kalkar ve yeniden çabalamaya başlarız. Fakat başarısızlığımızda, bu başarısızlığın bizde yarattığı kötü hislerden ötürü hedeflerimizden vazgeçersek?

İşte bu öğrenilmiş çaresizliktir.

Peki nedir bu öğrenilmiş çaresizlik? Bizlere ne etkisi var ki farkındalığı bu kadar önemli?

Şöyle bir konuşma hayal edelim: “Ben resim çizemiyorum. Küçükken bir ressam olmak isterdim. Güzel resim çizmeyi çok da denedim. Fakat öğretmenim resimlerimin güzel olmadığını söyledi. Bazı insanların bazı konulara yetenekleri yoktur. Resim çizen arkadaşlarım var ve çok güzel işler başarıyorlar. Fakat ben resim çizemem. Neden? Çizemem işte.”

Öğrenilmiş çaresizlik, bir durumdan sürekli olarak olumsuz tepki alma sonucu ortaya çıkan, süresiz bir vazgeçiş durumudur. Değişen şartlar ve kazanılan yetenekler ne olursa olsun, daha önce başarılamamış bir durum için tekrar eyleme geçmeme alışkanlığıdır. Öğrenilmiş çaresizlikle başbaşa olan bir insan, başarabilmesi için önüne şartlar altın tepsi ile sunulsa dahi, başarabilmek adına hiçbir şey yapmayacaktır. Çünkü hareketlerinin sonuçlara hiçbir etkisi olmadığına kendisini inandırmıştır. Psikolojide bu konu ile ilgili birçok inceleme yapılmakta ve sayısız makale yayımlanmaktadır. Konumuzu daha iyi kavrayabilmek adına bir deneyle devam ediyoruz.

 

CAM TAVAN DENEYİ

Hepinizin okul yaşamının bir döneminde denk geldiğini düşündüğüm bir örnekle başlamak istiyorum. Zavallı pireleri bir kavanoza kapatıp üzerlerine bir cam koydukları düzeneği hepimiz bir yerlerde duymuşuzdur. Bir kavanoza koyulan pireler, çeşitli yüksekliklere zıplayarak bu kavanozdan çıkabilecek potansiyele sahiptirler. Bilim insanları, bu canlıların davranışlarını incelemek adına kavanozun yaklaşık 30 santim üzerini cam bir tavan ile kapatıyorlar. Ardından kavanozun altını ısıtmaya başlıyorlar. Sıcaktan rahatsız olan ve her seferinde büyük bir potansiyelle zıplayan pireler, 30 santim yükseldikten sonra göremedikleri cam tavana çarpıp düşüyorlar. Tabi ki yaşadıkları şaşkınlığı hayal edemeyiz, fakat deneyin ilerleyen zamanları oldukça dikkat çekici.  Sıcaktan kaçmak adına bir süre bu cam tavana çarpmaya devam eden bu zavallı pireler, ardından bir şeyin farkına varıyorlar. “Ne kadar uğraşırsam uğraşayım hiçbir zaman bu görünmez engeli aşamayacağım, benim yaptığım hiçbir şey bu engeli aşamaz, bu engel aşılamaz!” bir noktada haklılar, bilim insanları cam tavanı kaldırmadan, tavanı aşmaları mümkün değil. Peki cam tavan kaldırılırsa? Kaldırıldığını nasıl anlayacaklar?

Deneyin ikinci bölümünde, cam tavan kavanozun üzerinden kaldırılıyor. Kavanoz tekrar ısıtılmaya başlandığında karşılaşılan manzara oldukça ilginç. Daha önce cam tavan engeline takılan hiçbir pire 30 santimden daha yükseğe zıplayamıyor. Şartlar değişti, engeller ortadan kalktı, hala korkup kaçtıkları bir sıcaklık var fakat hiçbir pire kavanozdan çıkmak için daha yükseğe zıplamayı denemiyor. Evrimsel süreç bu kadar hızlı işliyor da pireler bu kadar hızlı zıplama yeteneklerini mi kaybettiler? Aslında hayır. Sadece başarısızlığı öğrendiler. Cam tavana çarpan pireler başaramayacaklarına inandılar, görünmeyen güçlerin onları engellediğini, şanssız zavallı birer pire olduklarını, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bu engeli aşamayacaklarını düşündüler. Sıcaklıktan ötürü canları acıdığı halde cam tavana çarpıp tekrar başarısız olmaktan korktular ve denemeye bir daha cesaret edemediler. Artık bu pirelerin cam tavandan daha büyük bir sorunları var. Zihinlerinde yarattıkları engeller. Hayatın kafalarına vura vura onlara öğrettiği bir “hayat dersi”. Sürekli başarısızlığın getirdiği sonsuz bir pes etme hali. Sonradan “öğrendikleri” bir “çaresizlik”!

Henüz, deneye katılmış bir pireye nasıl düşündüğünü sorma şansımız olmadı, fakat olsaydı şuna yakın bir cevap alacağımızı düşünüyorum.

“Ben manzarası güzel sayılabilir bir kavanozun içinde yaşıyorum. Kavanozdaki tüm pireler gibi ben de en fazla 30 santim yükseğe zıplayabiliyorum. Daha önce daha yükseğe zıplamayı denedim, fakat bu konuda sürekli bir engele takıldım, yeteneğim yok, şanssız bir pireyim. Hayatta bazen her istediğini elde edemezsin. Hayat bana bunu öğretti. Yaşadıklarımdan bir ders çıkardım. Sanırım bu benim yapabileceğim bir iş değil. Ben daha yükseğe zıplayamam. Neden? Zıplayamam işte.”

Sanırım bu deneyde öğrenilmiş çaresizliğin canlıları nasıl etkileyebileceğini, yüksek potansiyellerini nasıl görünmeze çevirebileceğini anlamış olduk. Araştırmalar arasında daha bu gibi birçok deney mevcut. Burada durup bir soluklanalım. Acaba zavallı bir pire olduğumuzu düşünerek hangi yeteneğimizi görünmez kıldık? Bir Picasso olamasak da belki oldukça güzel resimler çizebilirdik. Ya da  annemiz gürültüden şikayetçi olduğu halde ukulelemizle harikalar yaratabilirdik. Acaba nerede cam bir tavana çarptıktan sonra tekrar denemeye cesaret edemedik? Ki tekrar denesek belki bir daha cam tavana çarpabiliriz. Ama ya çarpmazsak?

Bu durum Cam Tavan Sendromu olarak adlandırılır. Zavallı pireleri rahat bırakırsak ve kendimizden bahsetmeye devam edersek, bu sendrom insanların kendilerine koydukları en üst sınırı betimlemektedir. Hayatta gözünüzü korkutan, belki birkaç kez denediğiniz fakat başarısız olduğunuz konular sizin için bir sınır oluşturmuştur. Görünmez cam tavanınız! İlkokulda sahneye çıktığınızda kalbiniz küt küt atar, elleriniz terler, sesiniz titrer.  Şiirinizin sözlerini unutur çok utanırsınız. Bu size şunu söyler: “sen sahneye ait değilsin, insan içinde yapamazsın, hem sahne sevmezsin ki sen. Yetenek ister bu iş, sende sahnede parlayacak o ışık yok demek ki. Acaba sahne korkun mu var?”

Ünlü şarkıcı Adele de kendisine bu soruları soruyordu belki. Sahne korkusu olan Adele bu şekilde pes etseydi, şuan çok güzel şarkılardan mahrum kalabilirdik. Bu yüzden cam tavanınızı yüksek tutun. Belki şuanki size birkaç boy küçük geliyordur.

 

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK İLE HANGİ ALANLARDA KARŞI KARŞIYAYIZ?

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı oldukça basit ve masum görünebilir. Fakat etki alanı ve ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından, çok farklı çeşitlere bürünebilmekte ve sayısız olumsuz sonuç ortaya çıkartmaktadır.Öğrenilmiş çaresizliğin ne kadar farkında olduğumuzu düşünsek de, bu kavramı sadece bireysel olarak deneyimlemiyoruz. Öğrenilmiş çaresizlik evde, okulda, işyerinde, sosyal topluluklarımızda kendine geniş bir yer edinmiş,  toplumların geleneklerine, yıllardır nesilden nesile aktarılan nasihatlerine hatta ve hatta deyim atasözlerine işlemiş, hayatımızın büyük bir parçası olmuştur aslında. İçinde doğup büyüdüğümüz bir öğrenilmiş çaresizliğin farkında olmak oldukça zordur.

Öğrenilmiş çaresizlik kavramının sadece hobilerimizi ya da yapmak isteyip yapamadığımız olguları etkilediğini düşünüyor olabilirsiniz. Fakat bu kavram bulunduğu ortama ve kişilere göre şekil almaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik kavramının etki alanı her yaştan insanı kapsamaktadır. Örneğin, öğrenilmiş çaresizliğin ortaöğretim ve lise çağındaki gençlerin akademik yeterliliklerini olumsuz etkilediği ve günümüzün en büyük problemlerinden biri olan “erteleme” alışkanlığına sebep olduğu yapılan araştırmalarca kanıtlanmıştır. Aynı şekilde, parlak fikir ve hayalleriyle yola çıkıp belirledikleri hedefler doğrultusunda hedefine ilerleyen girişimcilerin karşılaştıkları stres ve kriz ortamları bir öğrenilmiş çaresizlik ortamını tetiklemekte ve bireyleri kaçışa sürüklemektedir. Bu kaçış bazen mevcut bir girişimi sonlandırma yönünde karşımıza çıkarken bazen de işletme kurma isteğini azaltma bağlamında girişimcilik ruhunu da etkilemektedir.

 

Öğrenilmiş çaresizlik kavramı sadece gençleri değil, bireylerin toplumdaki yerlerini ve cinsiyet rollerini de etkilemektedir. Toplumlardaki toplumsal ve kültürel kalıpların, geleneklerin, örf ve adetlerin bireylere aktarılması olan toplumsal cinsiyet, bu aktarım sürecinde bireyleri, belirli kalıplara sokmakta, bireylerin davranışlarının belirli bir kesim tarafından kabul görmesi zorunluluğunu dayatmaktadır. Her bir bireye öğrenilmiş çaresizlikle, kendi hayatlarının kontrolünün kendilerinde olmadığını, ne yaparlarsa yapsınlar, var olan bu kalıp yargıları aşamayacaklarını, kaderlerine boyun eğmeleri gerektiği bir çaresizlik durumunu öğretmektedir.

Öğrenilmiş çaresizlik başarısızlığa uğrama korkusu nedeniyle hareketsiz kalma durumudur ve bizlere şunu öğütler: “eğer hiçbir şey yapmazsan, başarısız da olmazsın! O halde hiçbir şey yapma!” Aslında “Korkunun kendisi, korkulan şeyden daha fazla zarar verir.” Ve bir hedefe ulaşabilmek için aradığımız yollardan elbet biri bizleri doğru sonuca ulaştıracaktır. Yeter ki denemekten ve çalışmaktan vazgeçmeyelim.

 Başarıya giden yoldan bir insanın kendini tanıması ve başarı alanlarını kendisine en uygun şekilde seçmesi oldukça önemlidir. Bazı insanların bazı konulara daha fazla yeteneği vardır. Bazı insanlar müzikte daha iyidir, bazıları matematikte, bazısı edebiyatta. Fakat başka insanların yetenekleri kimsenin yeteneksizliği demek değildir. Başka insanların görüşleri kimsenin hayat tarzı olmak zorunda değildir. Herhangi birisi benden çok daha iyi bir yazar olabilir, fakat kendi cam tavanımı yükseltip bir yazı yazma cesaretini göstermeden, bunu keşfedemem. Herhangi birisi benden daha güçlü durabilir, fakat kararlarımız ne kadar güçlüyse, hiçbir toplumsal düşünce bunu ezemez. Hayattan gözlemlediğimiz durumların, bizlere neler yapamayacağımızı söylemesine izin vermek yerine, bizlere neyi nasıl daha iyi yapabildiğimizi göstermesini sağlayalım. Kendimizi tanıyalım, engellere ve zorluklara karşı güçlü duralım, başarısızlıklarımızdan bir duvar örmek yerine bunları başarıya dönüştürmenin yollarını arayalım.

 

KAYNAKÇA

**KİTAP: Mümin Sekman – Her Şey Seninle Başlar

 *Erturgut, R , Soyşekerci̇, S . (2010). Sürdürülebilir Girişimciliğin Önündeki Engeller: Kriz ve Öğrenilmiş Çaresizlik Sarmalında Girişimci-Yöneticiler . Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 0 (2) , 35-46

 *Bilican Gökkaya, V., (2015). “Çaresizliği Öğrenen Kadın: Öğrenilmiş Çaresizlik / A Woman Who Learns Helplessness: Learned Helplessness”,

 FOTOĞRAF KAYNAKÇASI

*Pixibay.com

 Fidel Aydın

Arya Genç Kulüp Üyesi

Bir cevap yazın